Yalnızlık,
Bir kamçı şaklayışı şakaklarımızda.
Ve biz;
Binlerce çift göz arasında bile
Yalnızız.
Marazi şairin parmakları arasında sıkıştırdığı
İlkbahar yaprağını
Okşarken girdiği cinnet mustatilinden
Haykırdığı gibi:
"tepesini delip te
dünyanın içine konulsa dinamit
biz yine yalnız ölürüz..."
Ve yalnız diriliriz ötelerde.
Ana rahminden başlar kimsesizliğimiz...
Ve kalabalıklarda
Yüzlerce kahkaha arasında bile
sessizdir çığlığımız.
Şiir ile yıkarız yalın ruhumuzu,
Dimağlarımıza
Kimsesizliğin hüznü yağar ak ak.
Atlastan cepkenleri içinde
Kıtalar hükmeden kralın yalnızlığı,
Hüzünlendirir saray soytarılarını.
Ve biz,
En çok yalnızlık öyküleriyle duygulanırız.
Werter'in şakağına dayadığı piştol,
Emma'nın dudaklarındaki arsenik,
Koparır mı yalnızlıkla
arasındaki göbek kordonunu.
Hep kimsesizler takılır
İçinden güvercin fışkıran
Kuyu bakışlarımıza...
Hep şıkışsızların portresi yer tutar belleklerimizde..
Siliksizleşme,
Kimliksizleşme,
Sarar bizi farkına varmadan.
Ve biz,
Bilmeden geceyi yalnızlıkla örtüştürür,
Karanlığı sereriz
Yalnızlığımızın üstüne.
Korkutur bazen bizi..
Müziksiz,
portresiz,
manzarasız,
Çerçevesiz kalırız.
Yapayalnızlık budur belki de
Dinleyecek müziği,
Bakacak bir yüzü,
Efkarlanacak sonbaharı yoktur gözlerimizin.
Islıktır yalnızlığın müziği,
Geceye,
Mezar taşlarına
Ve boşluğa çalınan ıslık.
Ufkun üzerinden
Başları göğe değen atların geçtiği
Denizle birleştiği yerde
Suya gömülen bordo güneşlerden başka
Manzaramız yoktur.
Yağmur bizi ıslatmaz,
Kar heyecanlandırmaz,
Rüzgar uçurmaz saçaklarımızı.
Gün ortasında
Yanık unutulmuş bir sokak lambası gibiyiz.
Kurumuş gözyaşının lekelediği
Rujlu bir genç kız mendili gibi gizliyiz.
Mazinin tozlu çekmecesinde
Trende unutulmuş
Pörsümüş bir gazete parşömeni..
Haykırışlarımız içimize yönelmiştir.
Mektuplarımızın alıcısı yine biziz.
Ve biz;
Kendimize postaladığımız her zarfı
Açıp açıp tekrar okuruz.
Okudukça yalnızlaşır,
Yalnızlaştıkça
Tekrar okur,
Ve tekrar yazarız.
Şair neden kızmış ki şemsiye yapanlara?
Niye tek kişilik olur şemsiyeler?
Yağmurdan kaçmak ihanetin kendisiyken,
Toplu ihanetler için
Sığınaklar yapılmasını kınamak
Dokunmaz mı şairin ruhuna?
Yağmur en çok yalnızları ıslatmaz ki..
Yağmur yalnızlarındır..
Yağmur yalnızlıktır..
Kimsesizlik..
Ve her damlayı indiren melek,,
Geri dönmez toprağa.
Horozlar da bizim için çekmez
Güneşin çıkrığını.
Yatakların ortasındaki ılık çukurlar
Bizim için değildir.
Bazen epikleştiririz
İçine rüzgar doğmayan duygularımızı.
Hoyrat bir nefesin sürüklediği
Gün batımına giderken bedenimiz,
Biz tiradlar yakarız
Kimsesizliğe dair.
Aynaların dostluğunu da reddeder.
Ve şair bir cana hasret,
Konuşurken aynalarla;
Bilemez üst katındaki yapayalnızlığı.
Titrek bir mum alevi gibidir yalnız ruhumuz.
Gölgeleri devleştirir..
İnsanları cüce...
Ve biz;
İçimizde annemizin dizi,
Başımızı rahim kokan kucaklara dayarız.
Mecnun un en mutlu anını tasarlarız sonra beynimizde:
Çöl müdür sevgili?
Yoksa tepesinde yıldızların sönükleştiği leyla mı?
Neden biter öykü?
Tenine dokununca yarin..
Ve neden kapatır?
Tarih sayfalarını vuslata...
Dokunduğumuz omuzlar yabancıdır artık.
Yanaklarımızı ıslatan tuzlu yaşlar tatsızdır.
Okşadığımız saçlar
Aynadan kendi omuzlarımıza düşer.
Okumayı öğreniriz rüzgarın dilini,
Sır vermez oysa kalabalıkken ruhumuz.
Bir avuç bulut koparırken göklerde aşıklar;
Bize hüzün besteler mazi sular.
Süpürülen sonbahar yaprakları batar kalbimize..
Nefeslerin buharlaştırdığı silinen camlar ağlatır.
Bir kalorifer böceği gibi titrek ve endişeli,
Bir sığınak ararız geçmişimize.
Bir liman,
Bir yatak,
Bir kefen gülücüklerimize.
Üşüyen bakışlarımızı kimse görmesin isteriz.
Ve Asaf'ın dediği gibi:
"Yalnız, hem bilgesi, hem delisidir kendinin"
Ve kölesi,
Ve efendisi,
Yalanı yoktur.
Türküsü,
Tutkusu,
Martısı yoktur.
Avuçlarında hüznün çamuruna şekil verir..
Ruh üfler...
Meryem'e inen kutsal ruh gibi.
Vatansızdır,
Topraksızdır,
Yarsızdır..
Diyarsızdır,
Uçurtmasızdır.
Ve yalnız olmayanlar bundan habersizdir.
Bad-ı sabadan gayrı tıklatılmayan kapısızdır.
Yalnızlık,
Bir kamçı şaklayışı şakaklarımızda.
Ve biz;
Binlerce çift göz arasında bile
Yalnızız.
Marazi şairin parmakları arasında sıkıştırdığı
İlkbahar yaprağını
Okşarken girdiği cinnet mustatilinden
Haykırdığı gibi:
"tepesini delip te
dünyanın içine konulsa dinamit
biz yine yalnız ölürüz..."
Ve yalnız biri bekler bizi..
Yaşamın kıyısında..
Siyahlara büründüğümüz hayallerimizde..
O en sabırlı,
En vakur,
Ölüm meleği!
Ve yalnız diriliriz ötelerde
30 Aralık 2009 Çarşamba
22 Aralık 2009 Salı
ELEKTRİKTE EKONOMİK ISINMA
Diğer sitelerde ekonomik ısınmadan ziyade yalıtımla ısı korunumundan bahsedilir. Çok az sitede günümüzde birçok evde olmasına ve büyük bir avantaj unsuru olmasına rağmen puantlı tarife veya elektronik akıllı saatlerden bahsetmez.
Elektronik saatlerde elektrik 3 zamanlı olarak kaydedilmektedir. Ve bu zaman aralıklarında kullanılan elektrik tüketim bedelleri de şu şekildedir.
T1 06:00 ile 17:00 arası 20.080 Kr
T2 17:00 ile 22:00 arası 32.026 Kr
T3 22:00 ile 06:00 arası 11.49 kr
Tek zamanlı tarife ücreti ise 21.37 Kr. tur.
Ortalama 30 m2lik bir odayı 1600 Watlık bir infrared ısıtıcı 5-6 dakika yanıp 2 dakika sönerek sıcaklığı sabit tutmaktadır. buna göre günlük 16-18 saat ısıtıcın
açık kalması gerekmektedir.
Tek zamanlı tarife de günlük 16 saat açık kalan ısıtıcı 16(saat)*1,6(KW)*0,21(TL)*30(gün)=161 TL aylık ısınma bedelidir.
Üç Zamanlı Tarife (Puantlı) de 16 saati 8 saat gece 8 saat gündüz kullanılırsa
8(saat)*1,6(KW)*0,11(TL gece tarifesi)*30 (gün)+8*1,6*0,2(gündüz tarifesi)*30=119,04 TL aylık ısınma bedelidir.
Aynı sürelerde aynı ısıtıcıyı kullanarak aynı odayı tek zamanlı tarife de aylık 161 TL'ye ısıtırken Puantlı tarife de 119 TL'ye ısıtabilmekteyiz. böylelikle aylık 42 TL cebimizde kalmaktadır.
Yine aynı şekilde ütü, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve çamaşır kurutma makinesini saat 22:00 den sonra kullanılırsa benzer oranda paralar cebimizde kalacaktır.
Elektronik saatlerde elektrik 3 zamanlı olarak kaydedilmektedir. Ve bu zaman aralıklarında kullanılan elektrik tüketim bedelleri de şu şekildedir.
T1 06:00 ile 17:00 arası 20.080 Kr
T2 17:00 ile 22:00 arası 32.026 Kr
T3 22:00 ile 06:00 arası 11.49 kr
Tek zamanlı tarife ücreti ise 21.37 Kr. tur.
Ortalama 30 m2lik bir odayı 1600 Watlık bir infrared ısıtıcı 5-6 dakika yanıp 2 dakika sönerek sıcaklığı sabit tutmaktadır. buna göre günlük 16-18 saat ısıtıcın
açık kalması gerekmektedir.
Tek zamanlı tarife de günlük 16 saat açık kalan ısıtıcı 16(saat)*1,6(KW)*0,21(TL)*30(gün)=161 TL aylık ısınma bedelidir.
Üç Zamanlı Tarife (Puantlı) de 16 saati 8 saat gece 8 saat gündüz kullanılırsa
8(saat)*1,6(KW)*0,11(TL gece tarifesi)*30 (gün)+8*1,6*0,2(gündüz tarifesi)*30=119,04 TL aylık ısınma bedelidir.
Aynı sürelerde aynı ısıtıcıyı kullanarak aynı odayı tek zamanlı tarife de aylık 161 TL'ye ısıtırken Puantlı tarife de 119 TL'ye ısıtabilmekteyiz. böylelikle aylık 42 TL cebimizde kalmaktadır.
Yine aynı şekilde ütü, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve çamaşır kurutma makinesini saat 22:00 den sonra kullanılırsa benzer oranda paralar cebimizde kalacaktır.
19 Aralık 2009 Cumartesi
DOĞALGAZLA EKONOMİK ISINMA
Evin tamamında ısınma sağlamak için en makul yöntemlerden başında doğalgazla ısınma gelir. Fakat şu son zamalardan sonra elimdeki verileri gözden geçirip tekrar hesap yaparak kıyaslama yapmam gerekecektir.
Bilinen en ekonomik yol gün boyu düşük ısıda kullanıp evin içinde iken makul bir ısıya getirerek kulllanmak diye bilinir. Oysa günün 14-15 saatini evin dışında geçirenler için bu tamamiyle yanlıştır; onlar için en makulü evin içine girdikleri anda kombiyi yüksek bir derecede açmak olacaktır.

Oysaki bundan daha ekonomik bir yok var ki en ekonomik ısınmayı sağlar. Öncelikle doğalgazla peteklerin ısınması mantığında sıcak su oluşurken doğal gaz aluminyum plakaların arasından geçen su borularındaki suyu ısıtarak ısınmayı sağlar ki bunda derecenin düşük veya yüksek tutulmasından ziyade kombiye giren gazın miktarını azaltmak ve sıcaklığı yüksek tutmak çok daha etkili bir çözümdür.
Şöyle ki kombi çalışmaya başladığında alevler su borularını ısıtmaya çalışırken ısının büyük bir çoğunluğu hava çıkışından dışarı çıkmaktadır. Oysaki giren gaz miktarı düşürülerek sadece boruların ısınması sağlanırsa düşük ve sürekli ısınma ile daha az doğalgaz ile daha uzun süreli bir ısınma gerçekleşecektir.
Ben bizim kullandığımız kombideki alev şiddetini gördüğüm için alevin düşük olduğu konuma kadar gazın miktarını kısıyordum. ve istenilen sıcaklığı yüksek tutuyordum ki sürekli olarak ve düşük elev yoğunluğunda yanarak maksimum ısınmayı sağlasın.
Ben bizim kullandığımız kombideki alev şiddetini gördüğüm için alevin düşük olduğu konuma kadar gazın miktarını kısıyordum. ve istenilen sıcaklığı yüksek tutuyordum ki sürekli olarak ve düşük elev yoğunluğunda yanarak maksimum ısınmayı sağlasın.
Böylelikle %20 lik bir doğalgaz tasarrufu yaptığımı bilirim.
EKONOMİK ISINMA YOLLARI
Malumunuz elektrik ve doğalgaza gelen zamlar, kömürlü sobaların zahmetli oluşu vb. birçok etmeni gözönüne alınca günümüzde ısınma büyük problem oldu.
Çocukluğunu benim gibi küçük şehirlerde müstakil ev konumunda yaşayanlar bilirler, yazın sonuna doğru babamız kömürcüyle anlaşır yarım ton veya bir ton kömür gelir evin önüne yığılır, mahalledeki diğer çocuklarla işbirliği içerisinde o kömürler kömürlüğe taşınır; evin annesi lokma, kurabiye vb. yanında limonata vs. ikram eder. ve taşıma işleminin sonunda hep birlikte top oynamaya gidilirdi.
O zamanlardaki maliyeti hiç bilmiyorum ama günümüzdeki saçma sapan rakamları görünce ciddi bir değerlendirme yapmanın gerekliliğini iliklerime kadar hissediyorum. Devlet bedavadan kömür vermiyor ki bunu hesabımdan çıkartayım. Onun için onu da dahil ediyorum
Reel hayattaki kömürle ısınma çabalarımızda 30 m2 lik bir odayı ısıtmak için yorgun argın işten gelip sobayı hazırlamak ve yakmak için uğraşlarımızı saymazsak maddi olarak maliyeti günlük yarım torba kömürdü ki günümüzde bir torba kömürün maliyetinin ortalama 12 lira olduğunu düşünürsek günlük ısınma bedeli 6 lira olmuş olur.
Doğalgazla ısınma çabalarımızda ise iki unsur ön plana çıkmaktadır. Birincisi tüm evi ısıtmak, İkincisi evin bir kısmını ısıtmak. Evin dışında olduğun zamanda en düşük ayarda evde olduğun zamanda ise makul bir derecede ısınma ki evin tümünü ısıtmaya çalışmak 150 m2 lik bir evde son zamlardan önceki maliyetle aylık doğal gaz maliyeti 450 lira civarında günlük 15 liraya takabül ederdi. Ayrıca kombi'nin harcamış olduğu elektik maliyetini de düşünecek olursak 300 Wattlık bir elektrik ile 24 saat çalışan kombi aylık 30 lira extra bir maliyet daha çıkartıyor. evin belli bir kısmını ısıtmaya çalıştığımız zamanda aylık 250 liranın altına indiği nadir görülmüş + 30 liralık elektrik faturasıyla 280 lira ile ayı tamamlamış olurduk.
Elektrikle ısınmada ise 30 m2 lik bir odanın ısınma bedeli aylık 90 lira civarında olmaktadır ki bu miktar elektriği doğru kullanma ile çok daha aşağılara çekilebilmektedir. Gerçi 150 m2 lik bir evin tamamını elektrikle ısıtmak dikkat edilmezse doğalgazdan daha pahalıya gelebilmektedir.
Yazıyı çok uzattığımın farkındayım kısaca özetleyecek olursak 30 m2lik bir alanı ısıtmanın bedeli günlük
Kömürle 6 liraya
Doğalgazla 9 liraya
Elektrikle 3 liraya gelmektedir.. diyebiliriz.
ikinci yazımda nasıl yapılabileğini açıklayacağım.
Çocukluğunu benim gibi küçük şehirlerde müstakil ev konumunda yaşayanlar bilirler, yazın sonuna doğru babamız kömürcüyle anlaşır yarım ton veya bir ton kömür gelir evin önüne yığılır, mahalledeki diğer çocuklarla işbirliği içerisinde o kömürler kömürlüğe taşınır; evin annesi lokma, kurabiye vb. yanında limonata vs. ikram eder. ve taşıma işleminin sonunda hep birlikte top oynamaya gidilirdi.
O zamanlardaki maliyeti hiç bilmiyorum ama günümüzdeki saçma sapan rakamları görünce ciddi bir değerlendirme yapmanın gerekliliğini iliklerime kadar hissediyorum. Devlet bedavadan kömür vermiyor ki bunu hesabımdan çıkartayım. Onun için onu da dahil ediyorum
Reel hayattaki kömürle ısınma çabalarımızda 30 m2 lik bir odayı ısıtmak için yorgun argın işten gelip sobayı hazırlamak ve yakmak için uğraşlarımızı saymazsak maddi olarak maliyeti günlük yarım torba kömürdü ki günümüzde bir torba kömürün maliyetinin ortalama 12 lira olduğunu düşünürsek günlük ısınma bedeli 6 lira olmuş olur.
Doğalgazla ısınma çabalarımızda ise iki unsur ön plana çıkmaktadır. Birincisi tüm evi ısıtmak, İkincisi evin bir kısmını ısıtmak. Evin dışında olduğun zamanda en düşük ayarda evde olduğun zamanda ise makul bir derecede ısınma ki evin tümünü ısıtmaya çalışmak 150 m2 lik bir evde son zamlardan önceki maliyetle aylık doğal gaz maliyeti 450 lira civarında günlük 15 liraya takabül ederdi. Ayrıca kombi'nin harcamış olduğu elektik maliyetini de düşünecek olursak 300 Wattlık bir elektrik ile 24 saat çalışan kombi aylık 30 lira extra bir maliyet daha çıkartıyor. evin belli bir kısmını ısıtmaya çalıştığımız zamanda aylık 250 liranın altına indiği nadir görülmüş + 30 liralık elektrik faturasıyla 280 lira ile ayı tamamlamış olurduk.
Elektrikle ısınmada ise 30 m2 lik bir odanın ısınma bedeli aylık 90 lira civarında olmaktadır ki bu miktar elektriği doğru kullanma ile çok daha aşağılara çekilebilmektedir. Gerçi 150 m2 lik bir evin tamamını elektrikle ısıtmak dikkat edilmezse doğalgazdan daha pahalıya gelebilmektedir.
Yazıyı çok uzattığımın farkındayım kısaca özetleyecek olursak 30 m2lik bir alanı ısıtmanın bedeli günlük
Kömürle 6 liraya
Doğalgazla 9 liraya
Elektrikle 3 liraya gelmektedir.. diyebiliriz.
ikinci yazımda nasıl yapılabileğini açıklayacağım.
18 Aralık 2009 Cuma
Bugün Tv. Seyretmedim
Garip bir başlık attığımın farkındayım.
Gündemin ciddiyeti kendinden menkul maddelerini eşelememi, meşhur siyasilerimize içinizde kalmış iğneleri batırmamı bekleyenlerinizin hayal kırıklığına uğradığını da biliyorum.
Ama inanın bugün kafamdaki en önemli konu bu!
Dün gece hiç televizyon seyretmedim bugün kendimde hiçbir eksiklik hissetmiyorum.
Hatta huzur gibi bir fazlalığım var.
Bana bu imkanı bahşeden elektrik arızasına müteşekkirim.
Meğer geceler ne kadar uzun, zaman da ne kadar bereketliymiş.
Büyü bozulunca hayatımdaki zenginlik ortaya çıkıverdi.
önce Lale Müldür'den birkaç şiir okudum.
Şiirin eskimez serinliği doldurdu içimi.
"kalbinden küçük atlarını
söküp atacağım, küçük şair,
ellerinin işlerini ellerine anlatacağım."
Her gün yeni bir iştahla startını aldığımız dur duraksız koşunun ne çok küçük ayrıntıyı silikleştirdiğini düşündüm.
Herkes gibi ben de "yorgundum dünya işlerinden".
Nedense Edith Piaf dinlemek geldi içimden.
Bana hep tarih öncesine aitmiş gibi gelen bu sesin şiirli bir tarafı olduğu kesindi. Su gibi akıyordu ve geceye de fazlasıyla uygundu.
Balkonda, Antalya'nın nokta ışıklarına karşı çay içmeden olmazdı artık.
Hiç acele etmedim. Çünkü kaçıracağım bir şey yoktu.
Çayımı demledim. Balkona geçtim. Karşımda göz kırpan yüzlerce ışıktan birine iliştim.
Zamanın ritmini değiştirmenin mümkün olduğunu kavradım.
Eski insanların zamanla bir kavga içinde olmamalarını anlamak hiç de zor değildi aslında.
Durmadan bir şeyleri kovalamıyorlardı onlar. Zamanla kavga halinde değillerdi.
Saatlerce oturup yıldızlara bakmanın zamanı doldurmak için seçilmiş en iyi yol olacağını söyledim kendime.
bir çay daha içtim.
Yıldızları bir süre daha seyrettim.
Uzaktan gelen köpek sesleri geçmişin gaz lambalı köy gecelerinden bir şeyler getirdi. Bir ses, bir koku, bir renk yada hepsi birden...
Gecenin hâlâ bakir bir tarafının olmasına sevindim.
Hâlâ keşfe çıkılacak yönleri vardı karanlığın.
Kalktım bütün çiçekleri suladım.
Sanırım beni anlamakta güçlük çektiler.
Onların hayat ritmi gayet iyi işliyordu ve televizyon seyretmediği için gece vakti kendilerini sulamaya kalkan bir adamı anlamak zorunda değildiler.
Zaten beni anlamalarını da beklemiyordum.
Uzun süredir burnumun dibindeydiler ve ben onları farketmek için televizyonumu kilitleyen bir elektrik arızasını beklemiştim.
Yüzde yüz haklıydılar.
Kendimi onlara yeniden sevdirmeliydim.
Önce çiçeklere kendimizi sevdirmeliydik.
Yıldızlarla aramızı düzeltmeliydik.
Geceyi içimize çekmenin o eski lezzetini hatırlamalıydık.
Şiirle uzun parantezler açacak aralığı bulmalıydık hayatımızda.
Müziğin kanat çırpmalarına aldırmalıydık
Gündemin ciddiyeti kendinden menkul maddelerini eşelememi, meşhur siyasilerimize içinizde kalmış iğneleri batırmamı bekleyenlerinizin hayal kırıklığına uğradığını da biliyorum.
Ama inanın bugün kafamdaki en önemli konu bu!
Dün gece hiç televizyon seyretmedim bugün kendimde hiçbir eksiklik hissetmiyorum.
Hatta huzur gibi bir fazlalığım var.
Bana bu imkanı bahşeden elektrik arızasına müteşekkirim.
Meğer geceler ne kadar uzun, zaman da ne kadar bereketliymiş.
Büyü bozulunca hayatımdaki zenginlik ortaya çıkıverdi.
önce Lale Müldür'den birkaç şiir okudum.
Şiirin eskimez serinliği doldurdu içimi.
"kalbinden küçük atlarını
söküp atacağım, küçük şair,
ellerinin işlerini ellerine anlatacağım."
Her gün yeni bir iştahla startını aldığımız dur duraksız koşunun ne çok küçük ayrıntıyı silikleştirdiğini düşündüm.
Herkes gibi ben de "yorgundum dünya işlerinden".
Nedense Edith Piaf dinlemek geldi içimden.
Bana hep tarih öncesine aitmiş gibi gelen bu sesin şiirli bir tarafı olduğu kesindi. Su gibi akıyordu ve geceye de fazlasıyla uygundu.
Balkonda, Antalya'nın nokta ışıklarına karşı çay içmeden olmazdı artık.
Hiç acele etmedim. Çünkü kaçıracağım bir şey yoktu.
Çayımı demledim. Balkona geçtim. Karşımda göz kırpan yüzlerce ışıktan birine iliştim.
Zamanın ritmini değiştirmenin mümkün olduğunu kavradım.
Eski insanların zamanla bir kavga içinde olmamalarını anlamak hiç de zor değildi aslında.
Durmadan bir şeyleri kovalamıyorlardı onlar. Zamanla kavga halinde değillerdi.
Saatlerce oturup yıldızlara bakmanın zamanı doldurmak için seçilmiş en iyi yol olacağını söyledim kendime.
bir çay daha içtim.
Yıldızları bir süre daha seyrettim.
Uzaktan gelen köpek sesleri geçmişin gaz lambalı köy gecelerinden bir şeyler getirdi. Bir ses, bir koku, bir renk yada hepsi birden...
Gecenin hâlâ bakir bir tarafının olmasına sevindim.
Hâlâ keşfe çıkılacak yönleri vardı karanlığın.
Kalktım bütün çiçekleri suladım.
Sanırım beni anlamakta güçlük çektiler.
Onların hayat ritmi gayet iyi işliyordu ve televizyon seyretmediği için gece vakti kendilerini sulamaya kalkan bir adamı anlamak zorunda değildiler.
Zaten beni anlamalarını da beklemiyordum.
Uzun süredir burnumun dibindeydiler ve ben onları farketmek için televizyonumu kilitleyen bir elektrik arızasını beklemiştim.
Yüzde yüz haklıydılar.
Kendimi onlara yeniden sevdirmeliydim.
Önce çiçeklere kendimizi sevdirmeliydik.
Yıldızlarla aramızı düzeltmeliydik.
Geceyi içimize çekmenin o eski lezzetini hatırlamalıydık.
Şiirle uzun parantezler açacak aralığı bulmalıydık hayatımızda.
Müziğin kanat çırpmalarına aldırmalıydık
16 Aralık 2009 Çarşamba
Fountain
Arkadaştan 80 GB lık bir film arşivi aldım.
Elektriklerin azizliğini de fırsat bilip en azından bir film izleyelim diyerek bütün arşivi karıştırdıktan sonra düzgün bir tek film bulamazken; konu olarak ilgimizi çeken, bunun yanında oyuncu kadrosuyla da göze epey hoş görünen fountain filmini izlemeye karar verdik.
Her ne kadar Hugh Jackman olsa da filmde ve sağlam bir konuyu işlemiş gibi görünse de eksiklik nedir kim hata yapmıştır, neden böyle olmuş ve film abuk sabuk bir hal alıp iğrenç bir sonla bitmiştir diye soruyorum.
Bloğuma koyacağım ilk yazımı burada sonlandırıp hafif eklenti ve değişiklilerle bu yazıyı devam ettireceğimi bildiririm.
İzlemeyenlere zamanlarını boşa harcamasınlar diye tavsiyemdir 2006 yapımı fountain adlı filmi görürseniz görmezden gelin.
Elektriklerin azizliğini de fırsat bilip en azından bir film izleyelim diyerek bütün arşivi karıştırdıktan sonra düzgün bir tek film bulamazken; konu olarak ilgimizi çeken, bunun yanında oyuncu kadrosuyla da göze epey hoş görünen fountain filmini izlemeye karar verdik.
Her ne kadar Hugh Jackman olsa da filmde ve sağlam bir konuyu işlemiş gibi görünse de eksiklik nedir kim hata yapmıştır, neden böyle olmuş ve film abuk sabuk bir hal alıp iğrenç bir sonla bitmiştir diye soruyorum.
Bloğuma koyacağım ilk yazımı burada sonlandırıp hafif eklenti ve değişiklilerle bu yazıyı devam ettireceğimi bildiririm.
İzlemeyenlere zamanlarını boşa harcamasınlar diye tavsiyemdir 2006 yapımı fountain adlı filmi görürseniz görmezden gelin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
